+90 224 441 95 44

ÜÇÜNCÜ DALGA BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER

ÜÇÜNCÜ DALGA BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER

İnsan ve davranışını anlama çabaları insanlık tarihi boyunca devam edegelmiştir. Kabaca son yüz yılda psikoloji biliminin ışığında insanların ruh sağlığını korumak ve psikopatolojilerin tedavisi için pek çok metot gelişmiştir. Freud ve psikanalitik kuramla birlikte psikopatolojilerin tedavisinde psikoterapi kullanılmaya başlanmış ve geçen zaman zarfında dünyada üzerinde birbirinden farklı olduğunu iddia eden 400 civarında psikoterapi modeli geliştirilmiştir. Zaman içinde psikoterapinin etkili olup olmadığı ya da hangi psikoterapi modelinin daha etkili olduğu bilimsel araştırmaların konusu haline gelmiştir. Bu bağlamada pek çok ampirik çalışmayla etkililikleri gösterilen Bilişsel Davranışçı Terapiler ön plana çıkmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapiler önce davranışçı ekol, bilişsel-davranışçı ekol ve üçüncü dalga olarak değerlendirilen biliş, davranış ve duyguların birlikte ele alındığı ekoller olarak gelişimini devam ettirmektedir.

BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİDE TARİHSEL GELİŞİM VE ÜÇÜNCÜ DALGANIN TANIMI

İnsan psikolojisi ve psikopatolojiler üzerine yıllarca fikir yürütülmüş olsa da bilinen ilk kuramcı Sigmund Freud (1856-1939)’dur. 20. Yüzyılın başlarından itibaren Freud’un kuramı, gelişmekte olan psikoloji alanında kabul görmüş ve yıllarca süren bir etki yaratmıştır.  Bununla birlikte ilk kez 20. yüzyılın başlarında, Rus fizyolog Ivan Petroviç Pavlov’un (1849-1936) yaptığı çalışmalar ve ABD’de John Broadus Watson’un (1878–1958) çalışmaları psikoloji alanına gözlem ve deneye dayalı bilimsel yöntemi getirmiştir. O zamandan günümüze kadar Bilişsel Davranışçı Terapilerde üç dalganın geçtiği söylenebilir.

Davranışçı Ekol olarak değerlendirilen birinci dalgada; I. P. Pavlov’un “klasik koşullanma” kavramı, J. B. Watson’un klasik koşullanmanın insan davranışlarında da uygulanabildiğini göstermesi, E. L. Thorndike’ın “etki yasası”, B. F. Skinner’in “edimsel koşullanma ve pekiştirme” kavramları neticesinde davranışların gözlenmesine, ölçülmesine ve değişmesine odaklanılmıştır. Davranışçılar insanın davranışlardan ve fizyolojik tepkilerden ibaret olduğunu kabul etmiş, insan zihnini edilgen görmüşlerdir. Psikanalizin temel kavramlarından olan bilinç, bilinç dışı, içe bakış, savunma mekanizmaları gibi ölçülemeyen kavramlara yer vermemişlerdir. Koşullanma, uyaran genellemesi, koşullanmanın sönmesi ve J. Wolpe’un “sistematik duyarsızlaştırma” tekniği gibi davranışçı ilkelerin klinik ortamda psikoterapi yaklaşımları olarak kullanılması 1960’larda olmuştur.

Bilişsel Davranışçı Ekol denilen ikinci dalgada; davranışçı modelle açıklanamayan unsurlara dair gözlemlerin birikmesi sonucu E.C. Tolman’ın “gizli öğrenme” kavramı, G. Kelley’in “kişisel yapılar kuramı”, J. Rotter’in “sosyal öğrenme” kuramı, A. Bandura’nın “sosyal öğrenme ve özetkinlik” kuramı ve M. Seligman’ın “öğrenilmiş çaresizlik” kuramı bilişsel kuramın temellerini oluşturmuş, A.Ellis ve A. T. Beck bu temelleri psikoterapi kliniğine taşımışlardır. Bu ekolde temel varsayımlar çevreden gelen uyarıcılar ile verilen tepki arasındaki ilişkide bilişsel sistemin etkin olduğu ve insanlardaki öğrenmenin büyük ölçüde sosyal öğrenmeye dayalı olduğudur.  Bilişsel terapinin en önemli temsilcileri olarak kabul edilen Albert Ellis ve Aaron T. Beck’in uygulamalarının temelinde düşünce, inanç, tutum gibi bilişsel yapıların kişilerin duygu ve davranışlarını belirlemede merkeze alındığı görülmektedir. Bunun yanı sıra otomatik düşünceler, bilişsel çarpıtmalar gibi işlevsel olmayan düşüncelere odaklanılarak düşünce ve davranışlar değiştirilmeye çalışılmıştır. A. Ellis’in (1962) “Akılcı Duygusal Davranış Terapi (REBT) si” ve A. T. Beck’in (1964) “Bilişsel Terapi” si, Meichenbaum’un (1977) “Bilişsel Davranışsal Değişme Terapi”si ve Lazarus’un (1997) “Çok Boyutlu Terapi”si ikinci dalganın gelişip güçlenmesinde etkili olmuş yaklaşımlardır. 1980’lerde davranışçı ve bilişsel ekollerin birleşmesiyle birlikte “bilişsel davranış terapisi” tek bir kuram halini almış, birçok kuramcı ve klinisyenin çalışmalarıyla zenginleşmiş ve değişik birçok psikopatolojinin tedavi sürecinde büyük bir etki alanına ulaşmıştır.

Bilinçli farkındalık temelli ekoller olarak değerlendirilen üçüncü dalga ise, ikinci dalgadan farklı olarak işlevsel olmayan bilişler ve tepkiler arasındaki tüm etkileşimlerde kişinin içsel yaşantılarının ihmal edildiği eleştirisi sonucunda ortaya konulmuş farkındalık (mindfulness) ve kabul ile ilgili yaklaşımların etkin olduğu uygulamaları içermektedir. Ayrıca üçüncü dalga terapilerin bir kısmı (Bilişsel Davranışçı Sistem Analizi Terapisi, Fonksiyonel Analitik Psikoterapi, Bütünleştirici Davranışçı Eş Terapisi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, ve Diyalektik Davranış Terapisi) Skinner’in tepkinin biçiminin değil işlevinin öğretilmesi esasına dayan “sözel davranış” tezine dayalı “Klinik Davranış Analizi (KDA)” ni merkezine almaktadır. Üçüncü dalga psikoterapi ekollerinin temel kurgusu kişinin içsel duyumlarına yönelik farkındalık kazanması yoluyla düşünce, duygu ve dikkat mekanizmalarını düzenlenmesine etki etmek ve bu mekanizmaları değiştirmek yerine bunları kabul etmek olarak değerlendirilebilir. Geleneksel kategorilerden farklılıkları olan bu terapi ekollerini birleştiren tek bir faktör olmasa da hepsi kabul,  dikkat, değerler, bilişsel defüzyon, diyalektik, ilişki ve maneviyat gibi konuları ön plana alarak klinik müdahalede deneyimsel ve bağlamsal alanlara girmiştir. 


ÜÇÜNCÜ DALGA TERAPİ MODELLERİ

Alan yazın incelendiğinde;

Fonksiyonel Analitik Psikoterapi-FAP (Kohlenberg ve Tsai 1991),

Diyalektik Davranış Terapisi-DBT (Linehan 1993),

Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı (Kabat-Zinn 1994), 

Bütünleştirici Davranışçı Eş Terapisi-IBCT (Jacobson ve Christensen 1996),

Şema Terapi (Young 1999),

Farkındalık Temelli Bilişsel Terapi-MBCT (Segal 2002),

Bilişsel Davranışçı Sistem Analizi Terapisi (McCullough 2003),

Kabul ve Kararlılık Terapisi-ACT (Hayes ve Strosahl 2004),

Üstbilişsel  Terapi-MCT (Wells, 2008), 

Bütünleştirici Duygu Düzenleme Terapisi (Mennin 2010),

Duygu Düzenleme Terapisi (Berking 2014) gibi yaklaşımlar üçüncü dalga terapi modelleri olarak değerlendirilmektedir.


KAYNAKLAR

Ak, M., Eşen, E. ve Özdengül F. (2014), Mevlâna penceresinden bilişsel terapiler. JCBPR, 3, 133-141.

Burger, M. J. Personality. (İ. D. Erguvan Sarıoğlu Çev.). Kişilik. 5. Basım. İstanbul: Kaknüs Yayınları (2016).

Hayes, S. C. (2004). Acceptance and commitment therapy, relational frame theory, and the third wave of behavioral and cognitive therapies. Behavior Therapy. 35, 639-665.

Hayes S. C. (2016). Acceptance and commintment therapy, relational frame theory and the third wave of behavioral and cognitive therapies-republished article. Behavior Therapy, 47, 869-885. doi.org/10.1016/j.beth.2016.11.006

 Özdel, K. (2015), Dünden bugüne bilişsel davranışçı terapiler: Teori ve uygulama, Türkiye Klinikleri, Psikiyatri Özel Konular 2, 10-20.

 Türkçapar, M. H.ve Sargın, A. E. (2011), Bilişsel davranışçı psikoterapiler: Tarihçe ve gelişim, JCBPR, 1, 7-14.

 Türkçapar, M. H. (2019). Bilişsel davranışçı terapi: Temel ilkeler ve uygulama. İstanbul: Epsilon Yayınları.

Vatan, S. 2016, Bilişsel davranışçı terapilerde üçüncü kuşak yaklaşımlar. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8, 190-203.